GÜÇLÜ AİLE GÜÇLÜ TOPLUM

GÜÇLÜ AİLE GÜÇLÜ TOPLUM

KONYA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI PLATFORM BAŞKANLIĞI’NDAN AİLE KONULU BASIN AÇIKLAMASI

Kıymetli Konya Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Değerli Başkanları ve Yöneticileri ile görsel ve yazılı basınımızın değerli mensupları, Hanımefendiler Beyefendiler Hepinizi Konya STK Platformu adına Saygı ile Selamlıyor Hepinize Hoş geldiniz diyorum.
Konya Sivil Toplum Kuruluşları(STK) Platformu olarak;kadınımıza ve ailemize dolayısıyla da toplumumuza kaybolmakta olan bizi biz yapan değerlerimizi hatırlatmak adına ve bu konuda duyarlılıklarımızı sizlerle paylaşmak için biraraya gelmiş bulunmaktayız.

Değerli Arkadaşlar,Cenâb-ı Hak, her varlığı belirli bir maksat için yaratmış ve onlara yaratılış gayelerini gerçekleştirmeye müsait birer fizikî ve ruhi yapı lütfetmiştir. Erkek, hayat mücadelesi ve evin geçimi ile mükellef kılınmışken; kadın ise, neslin korunması ve hayırlı evlâtların yetiştirilmesi gibi ulvî bir vazifeyle mesul tutulmuştur.

Bu yüce hizmeti dolayısıyla dinimizde kadın; şefkat, merhamet ve hürmet gösterilmesi ve nezâketle davranılması gereken asil ve nezih bir varlıktır.

Bu sebeple İslâm, toplumun çekirdeğini oluşturan ailedeki müstesna rolünden dolayı kadını, cemiyetin billur bir avizesi gibi görür. Zira o, nikâhın feyz ve nuru ile toplumu aydınlatır. Nesli ve namusu korur. Evi düzenler. Malı muhafaza eder. Aileyi ruhani neşelerle doldurur. Günah girdapları ve ahlâksızlık erozyonlarına karşı ailenin koruyucu zırhı -tabir yerindeyse- bir paratoneri gibidir. Kendisini ailesine hasreden fedakâr bir kadın; engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Milletler, ancak Salih erkekler ve Saliha hanımlarla ihya olur, faziletli bir toplum hâline gelir; onlardan mahrumiyetinispetinde de rezalet çukurlarına yuvarlanarak insanlık haysiyetine veda ederler.

Şu hiç unutulmamalıdır ki, kadınların manevi terbiyesinin ihmâl edildiği toplumlarda insanlık baharı açılamaz. Kadın, gerçek değerini kaybederek sokağa düşer. Bu ise, bir pırlantanın çöp tenekesine atılması gibi talihsiz bir hâdisedir. Kadının sokağa düşmesi, aile ocağını kurutur, toplumu bir mezbelelik hâline getirir; hayat yollarını huzur ve saadet yerine cam kırıkları ile doldurur.

Nazik bir gönül dünyasına ve zarif bir yaratılışa sahip olan kadına nasıl davranılması gerektiği, ayet-i kerimede şöyle bildirilir:

“…Kadınlarla iyi geçinin (onlara güzel davranın)!..” (en-Nisâ, 19)
Kıymetli Arkadaşlarım ve Basın Mensupları;
Şimdi size İstatistik bilgiler vereceğim 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 yılı evlenme ve boşanma istatistiklerini açıkladı. Evlenen çiftlerin sayısı 2017 yılında 569 bin 459 iken 2018 yılında yüzde 2,9 azalarak 553 bin 202 oldu. Kaba evlenme hızı binde 6,8 olarak gerçekleşti. Boşanan çiftlerin sayısı 2017 yılında 128 bin 411 iken 2018 yılında yüzde 10,9 artarak 142 bin 448 oldu. Evliliğin %2.9 azalmasına karşın boşanmalar %10,9 artmıştır.

Bu rakamlar toplumumuzun hücresi olan aile konusunda acilen tedbirler alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Aile mahremiyeti aileyi muhafaza eden hücredeki zar gibidir. Aileye dışarıdan müdahalelerle sadece kadın ve çocuğu ön plana çıkarıp babayı dışarıda bıraktığınızda aile mahremiyetine zarar vermiş ve aile içi dengeleri bozmuş olursunuz. Özellikle 7 yıl önce 8 Mart 2012 de Yüce Meclisimizde yasalaşan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve Medeni kanundaki bazı uygulamalarının aile yapımıza zarar verdiği için acilen gözden geçirilmesi gerekiyor. Özellikle süresiz nafakanın sınırlandırılması, çocuk haczinin kanundan çıkarılması, zinanın suç kapsamına alınması, evlilik öncesi temel eğitimin mecbur kılınması gibi tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.

Devletin adil hakemliğinde, kadın ve erkeğin işbirliği sağlanarak çözülebilecek bir mesele olan kadına yönelik şiddet meselesinden, yeni bir tür “kadın sömürüsü” icat edilmektedir. Kadını ve kadına yönelik şiddeti sömürerek, şiddeti erkeğe, çocuğa, aileye hatta tüm topluma yönelten İstanbul sözleşmesi, “kadınlara eşitlik” sloganının altına gizlenip insanın yaratılıştan gelen biyolojik kadınlık ve erkeklik cinsiyetlerini kabul etmeyen; kurgulanmış lezbiyenlik, gaylik, biseksüellik ve translık gibi ahlaken sapkın eğilimleri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında meşrulaştıran, bu sapkınlıkları yeni nesillere olumlu bir şeymiş gibi dayatan projeleri, Tv programlarını, medya yönlendirmelerini, eğitim faaliyetlerini red ve protesto ediyoruz.
İstanbul Sözleşmesi ve uygulamaları; erkekliği, aileyi ve çocuk merkezli beraberliği patolojik, hastalıklı bir hal olarak gören ve “erkeğe karşı ayrımcılığın, ayrımcılık olarak değerlendirilmeyeceğini” açıkça ilan eden bir sözleşmedir.

Bu minvalde İstanbul Sözleşmesi’ni; erkeğe zulmederek kadından uzak durmaya, erkek kadın arasında rekabet ilişkisi yaratarak aile içi huzursuzluğu ve boşanmaları körüklemeye, toplumları sapkın ve çocuksuz ilişki modellerine yönlendirip nihai olarak bir nüfus kontrol mekanizması inşa etmeye çalışan emperyalist bir “Ailesiz Toplum Projesi” olarak görüyoruz.
Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’nin; evlilik, aile kurma, çocuk yapma niyeti ile kadına yaklaşan erkekleri çok ağır cezalara çarptırarak evlilikten uzak durmaya zorladığı için mutlaka tekrar gözden geçirilmelidir/düzeltilmelidir.

Dolayısıyla, bilhassa günümüzde kadınlara yönelik gerçekleştirilen hak ihlâlleri ve şiddet, İslâm ahlâkını ruhen hazmetmemiş zorbaların vicdan yoksulluğudur. Ayrıca ruhsuz materyalist eğitimin kültürümüze yerleştirmeye çalıştığı, kadınlarla erkekler arasındaki sun’î ve haksız bir eşitlik yarışı da, aslında kadının, hanımlık ve annelik meziyetlerini zaafa uğratmakta ve onu farkında olmadan tüketmektedir.
İslâm’ın dışında, kadına değer verdiğini iddia eden bütün sistemler, ona sadece bir vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsani bir meta olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir.

Bu sebeple kadının “Saliha Kadın” vasfında yetişmesine engel olmak için yapılan her hareket ve muamele, aslında toplumun temelini dinamitlemekten başka bir şey değildir. Bu itibarla İslâm nazarında toplumu ihya eden Saliha kadını yetiştirmeyi, büyük bir ideal olarak hedefimize koymamız gerekmektedir.
Bizim de çocuklarımızı sağlıklı bir şekilde büyütebileceğimiz, koruyabileceğimiz aileden başka bir çözümümüz yokdiyoruz. Süreç böyle devam ettiği takdirde; toplum, erkek, kadın, çocuk, devlet hepimiz kaybedeceğiz. Bundan tek kâr eden elbette çok uluslu kapitalist sermaye olacaktır.

Gelecek nesillerin hakkı adına, kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın hakkı adına, huzur evlerinde ölüme terk edilmiş ihtiyarların hakkı adına, intihar noktasına gelmiş depresyon hapları müptelası yalnızların hakkı adına, sokaklara terk edilmiş çocukların hakkı adına, geleceğimiz adına, insanlık adına; çocukları, babaları, anneleri ve aileyi savunuyoruz onun için “Güçlü Aile Güçlü Toplum” diyoruz.

Toplumu ve aileyi bir bina gibi düşünürseniz baba ve erkekler bina ve ailedeki demir gibidir. Son zamanlarda bütün hücumlar kadın ve çocuklar ön plana çıkarılarak toplumun ve ailenin demiri hükmündeki erkeklere ve babalara yapılmaktadır. Eğer sağlıklı bir birey, huzurlu bir toplum istiyorsak öncelikle mutlu bir aileye sahip olmak zorundayız.

Bu nedenle yukarıda anlatmaya çalıştığımız hususların Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan Sosyal Politikalar Kurulunu toplayarak 6284 ve 5395 ve İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere aileye yönelik tüm uygulamaların acilen gözden geçirilmesini ve TBMM çatısı altında bulunan siyasi partilerin de Aile ve çocuk tacizleri ile ilgili kanunlarda acilen değişikliğe gitmesini talep ediyoruz.

Cenab-ı Hak, gönüllerimize İslamʼın nezâket, zarafet ve letafetinden hisseler ihsan eylesin diyor Güçlü Aile ve Güçlü Toplum niyaz ediyor katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.15.03.2019

MuhsinGörgülügil
Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares