28 Şubat’a doğru…

28 Şubat’a doğru…

Postmodern Darbe, Sincan’da yürütülen tanklar, imam hatiplerin arka bahçe olması, Madımak Oteli, Şeytan Ayetleri, Salman Rüşdi, faili meçhuller, MGK, kanlı mı olacak kansız mı, Orgeneral Çevik Bir, Kudüs Gecesi, Uğur Mumcu suikasti, Susurluk, irticayla mücadele, Batı Çalışma Grubu, başörtüsü yasağı, YAŞ kararları, Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz, Yargı Brifingi, Refah Partisi kapatma davası, 8 yıllık kesintisiz eğitim, Vural savaş, Kemal Alemdaroğlu, banka hortumlamaları… 

Sokakta yaşı tutan herhangi bir vatandaşı çevirsek, şu ifadelerden birkaçını sorsak ve “Bunlar size ne hatırlatıyor?” desek, herhalde “Aklıma hiçbir şey gelmiyor” diyen çıkmaz. Evet, 28 Şubat Postmodern darbesinin 23. yıl dönümündeyiz.  

28 Şubat’a nasıl gelindi? Neler yaşandı? Nedenleri ve sonuçları açısından çok şey söylendi, yazıldı, belgeselleri yapıldı.

Bu elbette bir sütunluk yazının konusu olamayacak kadar uzun bir mesele.

1000 yıl süreceği iddia edilecek kadar olmasa da… 

Ordunun siyasete yeniden müdahalesi, Özal’ın ölümüyle geliyorum demeye başladı.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Türkiye’yi uzun süredir boğuştuğu ekonomik krizden birkaç sene içerisinde çıkarmayı başarmış ve daha yapacağı çok şey olduğunun altını çizerek, doludizgin yatırımlar yapılmasını sağlamak noktasında ülkenin önünü açacağını millete ispatlamıştı. Ama takdiri ilahi, yazgı, kader ona bu fırsatı vermedi.  

Özal vefat ettikten sonra Tansu Çiller başbakan oldu. 

Çiller’in başbakanlığı döneminde zaten pamuk ipliğine bağlı olan ekonomik istikrar sarsılmaya başladı. Sadece ekonomik istikrar değil, bir yandan da PKK tehdidi giderek büyüyordu. Terör örgütü ilk eylemini 1985’te Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirmiş, aradan geçen on senede çok sayıda militan toplamıştı. Saddam’ın Kuveyt’i işgali ile PKK’ya daha geniş bir alan açılmış, buna karşılık Amerika öncülüğünde Türk ordusu işbirliğindeki askerler Kuzey Irak’a girmişlerdi. Bu sıralarda Halepçe katliamı yaşandı ve Saddam’ın korkusundan sınıra dayanan 500.000 Kürt sığınmacının korunması meselesi de Türkiye’nin ayrı bir gündemi oldu. Irak ordusuna bölge yasaklandı. Bu arada PKK etkisini artırmaya başladı.  

O dönem Türkiye’de Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’ti. TSK güçlendirildi. Özel Kuvvetler Komutanlığı, SAS Komandoları kuruldu. Erzurum Valisi Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürlüğü’ne getirildi.  

1993’te Bingöl-Elazığ yolunda 33 askerin şehit edilişi infial yarattı. Katliamın sorumlusu Şemdin Sakık Kuzey Irak’ta düzenlenen bir operasyonla(1998) yakalandı.

Devlet, terör örgütüyle baş edebilmek için birçok yol benimsedi. Köy Koruculuğu o dönemde kuruldu. JİTEM ve benzeri oluşumlar aynı süreçte faaliyet gösterdi.

Şubat 1994’te DEP Genel Merkezi bombalandı.  

Bu süreçte 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri yapılmış, Refah Partisi %19.1 ANAP %21 DYP %21.4 CHP %4.6 MHP %8 oy almıştı.

Madımak Oteli yangını, İSKİ skandalı,  yerel seçimlerdeki yenilgi ve tabii ki terör, DYP-SHP koalisyonunun sonunu getirmişti.  

1995 adeta korku yılıydı. Kontrgerilla veya Gladio diye tabir edilen oluşumlar, 12 Mart 1995 Gazi olayları, bir taksicinin ve mahalle kahvesinde bir Alevi dedesinin öldürülmesi. Devlet mahcubiyet duymadığı gibi sert açıklamalarla karşılık verince ortam iyice gerildi. Olay önce PKK’ya yüklenmeye çalışıldı. Dönemin İstanbul Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı 7 Temmuz 1997’de 32. Gün programında; “olayın terör örgütleri tarafından değil de devletçi bazı kesimler tarafından yapıldığına inandığını” söyledi. Kriz büyüyordu. Hayatını kaybedenler ve yüzlerce yaralı…

Polisin müdahalesi yetersiz kalınca asker çağrıldı. Valilik sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ancak daha da büyüyen olaylar Ankara’ya ve Ümraniye’ye sıçradı. Kontrol tamamen elden çıkınca, Gazi Mahallesi’nde kurulan komitenin şartlarını devlet kabul etti. Cenazeler mahalleliye verildi. Sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Sorumlular yargılanmaya başlandı. İlginçtir, güvenlik gerekçesiyle yargılamalar Trabzon’da yapıldı. Yargılanan 20 polisten sadece 1’ i ceza aldı. Emniyet Genel Müdürü veya Vali Kozakçıoğlu hakkında hiçbir soruşturma açılmadı. Bu iki isim, gelen ilk seçimde milletvekili oldular. Bu arada Kuzey Irak’a düzenlenen operasyonlar hızlandı. 

1995 sonlarına doğru CHP-DYP koalisyonu bitti. CHP Genel Başkanı Baykal’ın DYP ile koalisyonun devam etmesi için, Gazi olaylarının da bizzat sorumlusu olduğuna inanılan o dönemin Emniyet Genel Müdürü Necdet Menzir’in istifasını ön koşul olarak sunmasına karşın, Çiller bu şartın gereğini yerine getirmeye yanaşmayınca Baykal koalisyonun bittiğini açıkladı. Bu arada hem koalisyonun sonlanması hem de Çiller’in DYP’yi kendi yönetmek istemesi üzerine Demirel erken seçime gidilsin dedi.  

24 Aralık 1995 seçimlerinde Refah Partisi %21 ile 158 sandalye, ANAP %19,65 ile 132 sandalye, DYP %19,18 ile 135 sandalye elde etti. DSP %14 CHP %10 oy almıştı. Buna rağmen hükümeti kurma görevi ANAP ve DYP’ye verildi. 3 aylık bir ömre sahip olan bu koalisyon yürümedi. 28 Haziran 1996’da Türkiye’nin 54. Hükümeti Refah-Yol koalisyonu kuruldu. Meclis’ten güvenoyu alması yaklaşık 6 ay sürdü. DYP’nin birçok milletvekili partilerinden istifa etmesine rağmen çoğunluk koalisyonda kaldı. Denk bütçe formülü ile 8 ay gibi kısa bir sürede işçi, memur ve emekli maaşlarına tarihi zamlar yapıldı. 

Bu arada askerin ülkedeki sertliği ve etkinliği arttı. PKK’nın azgınlığı da. Asker için tek tehdit PKK değildi. Refah Partisi’nin yükselişi de laik cumhuriyet için bir tehlikeydi. Hasan Mezarcı ve Şevki Yılmaz kasetleri medyaya servis edilmeye başlandı. Erbakan’ın mali danışmanı Süleyman Mercümek Refah’ın kasası olarak biliniyordu. Bosna savaşına toplanan paraların trilyon davasında “hiç edildiği” ortaya çıkınca “namuslu” “dürüst” Refah’ın da itibarı sarsılmaya başladı(!).

Erbakan 11 Ocak 1997’de Başbakanlık konutunda dini kanaat önderlerine iftar yemeği verdikten sonra, generaller Gölcük’te bir toplantı yapıp “irtica iktidarda” dediler. 

Sincan Belediyesi tarafından düzenlendiği söylenen 31 Ocak 1997 Kudüs Gecesine, dönemin Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran Büyükelçisi de katıldı.  

5 Şubat 1997’de 15 tank 20 zırhlı araç Sincan sokaklarına çıktı.

Bu süreçte DYP’den ayrılışlar arttı.  

28 Şubat 1997’deki MGK toplantısı tam 8 saat sürdü. Hükümete yönelik baskılar arttı. Asker içindeki BÇG(Batı Çalışma Grubu) kendini gösterdi. 

18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.

19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e değil, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Refah Partisi sistemden uzaklaştırıldı.  


Yazar Mehmet Akif Ersoy

Haberturk.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares